Bir Sayfa Seçin

EGS Kurucu Rektörü Paolo J. Knill ile Bir Söyleşi

Margo Fuchs Knill

© 2020 EGS Press. All rights reserved.

Çeviri: Fulya Kurter Musnitsky ve Menekşe Onbaşı, Expressive Arts Institute Istanbul, 2020

 

Margo: Bu Haziran 88 yaşına gireceksiniz ve EGS 25. yıl dönümünü kutlayacak. 64 yaşındayken kar amacı gütmeyen Avrupa Vakfı EGIS1 [1]ve bir akademik danışma kurulu ile birlikte The European Graduate School’u kurmuştunuz. Diğer insanların emeklilik arzusunda olduğu bir yaşta, siz yeni bir kariyere başladınız. Şu anda EGS ile ilgili hakim duygunuz nedir?

Paolo: Fakülte üyelerimizin, fenomenolojik yaklaşıma güçlü bir bağlılık içinde olmalarına duyduğum büyük takdir duygusu. Bu yaklaşım bizi, sanat terapisi uygulamalarından farklılaşmayı öğrenmede bir arada tuttu. Öğrendiğim bu farklılaşmaya minnettarım, çünkü bu uygulama intermodal yöntem anlayışını derinleştirdi. Bir uygulama teorisi oluşturma yolum her zaman yaparak öğrenmeye bağlı olmuştur.

Dışavurumcu sanat alanının başarılı olmasına ve büyümesine minnettarım. EGS’deki bir öğretmen on beşin üzerinde ülkeden öğrencilerle karşılaşabilir. Her yaz okul, farklılıklarımızı kabul ederek birbirimizi güçlendirmenin derin duygusu ile canlılıkla ışıldar. Bu birlikte barış içinde bir arada yaşama hediyesini şükranla tutuyorum.

Margo: İntermodal Dışavurumcu Sanat hakkında bilmemizi istediğiniz bir şey söyler misiniz?

Paolo: Bu soru her sorulduğunda cevap yeniden keşfedilmelidir. “Decentering” ([2]Merkezden Uzaklaşma) aracılığıyla bize kendisini sunan her ne ise onunla rezonansa girmemiz [3]gerekmekedir

Bazen bir imgenin ortaya çıkmasına olanak tanıyan “şekil verme” ( shaping[4]) kolay ve akışkan bir şekilde gerçekleşebilir, diğer zamanlarda  ise bu süreç sabır ve disiplin gerektirir.  Hatta kaotik göründüğünde bile, biz şekil vermeye devam ederiz, ta ki estetik açıdan bize bir anlam ifade edebilecek bir çekimi hissedene kadar.
Umut yaratmaya yardımcı olmak, danışanlarımızla yaptığımız çalışmalarda önemli bir güçtür. Umut ‘bizim verebilecegimiz’ bir sey değildir. ” Umut bize en çok umutsuzluk içindeyken yakındır. Umut, işimizin ekmeği ve şarabıdır. Paylaşma ve özveri anı,  (Communion) [5]sanatsal eylemin içinde rezonansa girip çıkmak topluluk hissini oluşturmada  ve aidiyet dugusunda çok büyük önem taşır . – rezonansa girip çıkmanın, sanatsal eyleminin, topluluk oluşturma ve aidiyet üzerinde büyük önem taşır. Ait olduğumuzu hissettigimiz sürece tutunabiliriz.

Margo: İntermodal yaklaşımı geliştirdiğinizden bu yana geçen 50 yıllık öncülüğe bakabilirsiniz. Şimdi yapılması ve yapılmaması gerekenlere bakalım. Bizi  yapmamız gereken  ve yapmamamız gereken  hakkında bilgilendirir misiniz?

Paolo: Düşmekten uçmaya kadar sınırları aşarak, kontrolü kaybederek ustalık kazanırız. Her zaman rahatlık beklemeyin. Sanatla çalışmak da zorlayıcıdır ve zorluklarla baş etmede usta olmak bir sanattır.

Margo: Herbert Eberhart ile birlikte, dışavurumcu sanata çözüm odaklı yaklaşımı getirdiniz. Olası çözümden ve onun özüne ilişkin varlığından anımsatıcı bir şekilde bahsediyorsunuz.

Paolo: Sanat eseri, yaratıcının umut ve mücadele ile beklediği kendi kendini organize etmesi ile gelişir. Sanat oluşum sürecinde sorunu çözmek zorunda değiliz. Mevcut zorluklar kendini sıvı ve dinamik bir durumda sergiler. Bir sanat eserine dahil olur olmaz, önceki düşünce ve endişeler zihnimizi karıştırır. Şekillendirmenin duyusal deneyimi aracılığıyla yeni anlam alanları açılır. Sanat eseri aydınlatıcı hale gelir. Danışan ben merkezliliğinden uzaklaşır, duyularıyla birlikte olarak bakış açısını estetik açıdan genişletir.

Margo Bildiğiniz gibi, Dışavurumcu Sanat alanına, Lesley Üniversitesi’nde alanın ilk başladığı dönemde Dışavurumcu sanat terapisinin kurucusu Shaun McNiff (cf. McNiff, 2009), Elizabeth McKim, Norma Canner ve sizle dahil oldum.

Kuramsal çekim noktalarının evrildiğini, solduğunu ve yenilerinin ortaya çıktığını gözlemledim. Örneğin, ilk başta, kendimizi sanat yoluyla “ifade edebileceğimiz” fikri birçok kişi için özgürleştirici bir dönüm noktasıydı. İnsanlar duygularına izin verip onları ifade edebildi. Bugünlerde sanat aracılığıyla somutlaşmış bir deneyimden bahsediyoruz. Mekanik bir girdi-çıktı yönteminden kaçınıp sanata fenomenolojik yaklaşıyoruz. Bir sanat eseri, bir resim ya da bir şiir, bizim aracılığımızla yeni bir şey olarak ortaya çıkıyor.

Paolo: Her sanat eseri geri döndürülemez bir şekilde benzersizdir ve tekrarlanamaz. Uygulama teorisini geliştirirken öncelikle, yeni kavramının etkisinin henüz farkında değildim. Sanat eserinde ortaya çıkan yeni bizi şaşırtıyor, hayrete düşürüyor, tedirgin ediyor. Sınırları aşıyoruz ve yeni deneyimlerle karşılaşıyoruz. Yeni, süreklilik, umut ve olası bir geleceğin taşıyıcısıdır.

Margo: Daha sonra intermodal bakış açısına ve kristalleşme kavramına odaklandık (Knill ve diğerleri 2004). Başlangıçta farklılaşmamış sanatsal süreç, imgeden kelimelere veya şarkıya geçmek gibi başka bir yönteme geçerek anlaşılması kolaylaştırılabilir. Topluluk sanatına ‘yeni kazanımlar’ bakış açısını katarak kristalleşmeye başka bir yaklaşım getirdiniz. İşe yarayana kadar tekrar etme ve geri bildirim yoluyla çalışırız. Bugünlerde çoğumuz ağırlıklı olarak bir sanat eseri estetik açıdan tatmin edici ve anlamlı olana kadar yeni kazanımlarla çalışırız.

 

Paolo: Stephen K. Levine (2019) tarafından geliştirilen poiesis kavramına dayanan, dışavurumcu sanat felsefesinin geliştirilmesi bir uygulama teorisinin geliştirilmesi kadar önemlidir. Aynı zamanda, dışavurumcu sanat çalışmalarına, felsefesini dikkatlice yeniden biçimlendirerek yaklaşmalıyız.

 

Margo :  Bildiğimiz gibi, bazı yönleri ortaya çıkarırken başka yönleri örtüyoruz. “Minstrels of Soul kitabında (Knill ve ark. 2004),  sanatla çalışmanın manevi unsurlarına ve kişilerarası sürece dikkat çektiniz. Herbert Eberhart ile birlikte yazdığınız son kitabınızda, odak noktası kaynak odaklılık, şiddetsiz iletişim ve “işleyişi sağlamak” için  gereke yöntemsel metodolojik ve didaktik özelliklerdir. Çözüm odaklı çalışmalara ve ”decentering” (merkezden uzaklaşma) kavramına (Eberhart ve Knill, 2010) biraz zaman ayırmak istiyorum.

Paolo: Sanatın çekici dinamiğini araştıran ”Kaos, Hoffnung und Kunst ” isimli (Kaos, Umut ve Sanat), makalede altı yıl önce merkezden uzaklaşma kavramı üzerine yazmıştım. Burada teleolojik bir anlayıştan bahsederim. Sanat eseri, sanatçı ortaya çıkan eserine yaklaştıkça, sanatçıya yaklaşan bir gelişmedir. Fenomenolojik olarak konuşursak, sanat çalışması öngörülemez de olsa ortaya çıkar. Sanatsal süreç bizi, zorluk ve çözümle karşılaşma dinamiğinin içine çeker. İşte tam da burada, sanat eseri oluşma esnasında problemin çözümü kendisini gösteriyor.

 

Margo: Merkezden uzaklaşma kaygısı olmadan merkezden uzaklaşma gerçekleşmez. Decentering, Intermodales Dezentrieren IDEC® (Eberhart ve Knill 2010), profesyonel dışavurumcu sanatı oturumunun özü olarak kabul edilir. Merkezden uzaklaşarak, profesyonel ve danışan veya grup hemen  ilk  gündeme gelen sorun alanını veya amacı bir kenera bırakıp yeni perspektifler ve kaynaklar kazanmak için sanatsal bir şekillendirme sürecine geçer. Burada temel ilgi, açılım sağlama ve yeni öğrenimin kolaylaştırılmasına verilir (Fuchs Knill ve Atkins, 2020).

Çözüm odaklı yaklaşımı geliştiren Insoo Kim Berg ve Steve de Shazer (Herren ve Kuhn 2020), problem ve çözüm arasında mutlaka bir bağlantıya gerek olmadığını belirtir. Bir çözüm bulmak ya da yaratmak için endişe verici olanla ilgili her şeyi bilmemize gerek yok.

Benzer şekilde, merkezden uzaklaşarak çalıştığımızda ise tutumumuz yön değiştirir. Endişeden uzaklaşmayı denemek yerine, merkezden uzaklaşırken başka bir şeye, yani bir sanat eserini tamamlamak için istekle çalışırız.

Dışavurumcu sanat çalışmalarımızda içerik oluşturma (fill-in) [6]aşamasında dert edinilen konu alanına yine de dikkat ediyoruz. Problem hakkında konuşmanın rahatlama sağlayabileceğini biliyoruz ve çoğu zaman, çözüm odaklı soru biçimleri kullanıldığında, zaten hafifleten bir değişimin olmaya başladığını farkederiz.

Insoo Kim Berg ve Steve de Shazer (Herren ve Kuhn, 2020) mucize kavramını geri getirdi. Çözüm odaklı bir profesyonel, mucizenin ortaya çıkması için zaman ve alan yaratır. Mucizelere inanır mısınız?

Paolo: Spontan olarak evet demek istiyorum. Yine de bu soruyu cevaplamakta güçlük çekiyorum. Şu şekilde sorulmasını tercih ederim – mucizeler var mıdır? Demek istediğim mevcut olmayan bir şeye inanamam. Mucizeleri merak ederim. Şaşırırım.

 

Bir mucizenin doğuşu, evcilleştirme, adlandırma, biçimlendirme ve onu icra etme gibi eylemlerden doğar. Bu mucize, kaotik bilinmeyenden oracıkta ortaya çıkan şiirsel güçden gelişir. Mucizeler hikayeler gibi vardırlar. Bir hikaye iyi anlatıldığı sürece ona inanır ve ona karşı korkuyla karışık bir hayranlık duyarız. Benzer şekilde, sanat eseri de tahmin edilemez ve aniden bizi şaşırtabilir.  Mucize de, sanat eseri de amaçsızdır ve bir rüyanın özelliklerini taşırlar, bununla beraber  maddesel (thingly) bir mevcudiyetlerinin olduğundan bahsedebiliriz.

Margo: Bazen hayatınızın son perdesinden bahsediyorsunuz. Bunu düşündüğünüzde, sizin için ne öne çıkıyor?

 

Paolo: İkinci Dünya Savaşı sırasında İsviçre’deki Schaffhausen şehrimiz yanlışlıkla bombalandığında bile bir şeylerin hep beni  destekleyici bir biçimde tuttuğunu hissettim.  “Sinnspiel”[7] , oyun yoluyla anlam oluşturdum. Ölüm korkusu ve ona  duyduğum hayranlık, çocukluğumdan beri iç içedir.  İşgalci kuvvetlere karşı  duran savaşçıyı oynamakta ve şarkı söylemekte her zaman keyifli bir şey vardı;  her biriyle beraber tınlıyorduk. Yaşamanın kendisi anlamdır (Living is meaning). Bu hayal gücünü  canlı tutmak,  sürebildiği kadar benim rolümü gerektirir .

“Yeni bir şarkı söyle, yeni bir  şarkı daha söyle  şimdi” (Sing, sing, sing a new song now).

 

Son perdeden önceki sahne arasındayım.  Son sahneyi veya son turu kontrol edebilme arzusu bir dışavurumcu sanat profesyonelinin tavrıyla çelişmekte.   Sanatla uğrasmak, kendimizi, gelmekte olana ve bizi bir yerlerde bir zamanda bekleyene hazırlıklı olma konusunda donatıyor. Her şeyi önceden bilmeyi istemek olumlu kurtuluş senaryalorını ya da felaket tahminlerini genellememize sebep olabilir. Hayatın işleyişine benzer bir şekilde sanat yapmak, sürprizlerle doludur. Kendime sormak istiyorum: bana uyan şaşırtıcı şeye hazır mıyım? Imge-lenebilir (imagin-able) her şey kendisini bize sunabilir, bu yönden korkmaya gerek yok. Ziyaret eden sanat işine hizmet etme cesaretine sahip olmak istiyorum, örneğin bir müzik parçasına,  doğal olmayan abartılı genellemeler ya da açıklamalar yapmadan ona hizmet etme cesaretine sahip olmak istiyorum, elbette ki bunu  aktif kalarak, yüzeyde görünen deneyimin derinleşmesine izin vererek yapmak istiyorum.

En güçlü ışık gölgenin keskin kenarlarından ışıldar.

Ne kötü ne de doğru

Ne küçük ne de zor

Ne ahenkli ne beyhude

Ne şirret ne zehirli

Ne tüylü ne de pençeli

Ne ben ne de sen

O, o hepimizin içinde

Dokunur, ve dokunulur

Isıtır ve yakmaz

Kapıyı çalar, iter, gezinir

Ve dünyanın alnına yeni bir damga basar

.
–Margo Fuchs Knill

Out of the cutting edge of shadow beams the strongest light.

It is neither bad nor right neither small nor difficult sweet nor vain
bitchy nor toxic

furry nor clawed,
neither me nor you.
It is, it is in all of us
it touches and is touched
it warms and is not hot
it knocks, pulls, moves
and presses a new stamp on the forehead of the earth.

–Margo Fuchs Knill

 

Margo Fuchs Knill, (Ph.D.) EGS Division Arts, Health and Society Dekanı, öğretim üyesi, psikoterapist, dışavurumcu sanat terapisi profesyoneli ve şair.  

 

Referanslar

Eberhart, H. and Knill, P. (2010) Lösungskunst, Lehrbuch der kunst- und ressourcenorientier- ten Arbeit. Göttingen: Vandenhoeck and Ruprecht.

Fuchs Knill, M. and Atkins, S. (2020) Poetry in Expressive Arts. Supporting Resilience through Poetic Writing. London and Philadelphia, PA: Jessica Kingsley Publishers.

Herren W. and Kuhn D.Z. (2019) ‘It is simple but not easy.’ Journal bso Nr. 4/2019

Knill, P. K., Levine, E. G., and Levine, S. K. (2005) Principles and Practice of Expressive Arts Therapy: Toward a Therapeutic Aesthetics. London and Philadelphia, PA: Jessica Kingsley Publishers.

Knill, P. J., Barba, H. N., and Fuchs, M. N. (2004) Minstrels of Soul: Intermodal Expressive Therapy. Toronto: EGS Press. (Original work published 1995.)

Knill, P. (2004) Chaos, Hoffnung und Kunst. In: Personzentrierung und Systemtheorie: Per- spektiven für psychotherapeutisches Handeln. Göttingen: Vandenhoeck and Ruprecht.

Knill, P. (2019) Décentrement et espace de jeu. Regard de Paolo Knill sur l’art-thérapie expres- sive. Textes fondamentaux de Paolo Knill traduits par Jacques Stitelmann, Isabelle Roch, Jessi- ca Crettaz Goudy and Jackie Beaver. Translation by éditions du rebond, collection traductions.

Levine, S. K. (2019) Philosophy of Expressive Arts Therapy: Poiesis and the Therapeutic Imagi- nation. London: Jessica Kingsley Publishers.

McNiff, S. (2009) Integrating the Arts in Therapy: History, Theory, and Practice. USA: Charles C Thomas Publisher.

 

 

[1] EGIS: Europäische Gesellschaft für Interdisziplinäre Studiengänge, members: Willy Bierter, Herbert Eberhart, Kurt Grünwald, Paolo Knill, Jürgen Kriz, Arnold Steiner, Hans-Helmut Decker-Voigt, and Peter Margelist as the representative of the State of Wallis

[2] Çevirmenin notu: Konu edilen sorun alanından  uzaklaşmak. Bu kavram Paolo J. Knill tarafından dışavurumcu sant terapisi literatürüne kazandırılmıştır. Söyleşinin devamında bahsedilmektedir.

 

[3] Çevirmenin notu : Onunla beraber tınlamak olarak da çevirilebilir.

Rezonans, fizikte bir sistemin (genellikle doğrusal bir sistemin) bazı frekanslarda diğerlerine nazaran daha büyük genliklerde salınması eğilimidir (Wikipedia. Rezonans, 1602 yılında sarkaç ve müzik aletleri üzerine araştırmaları sonucunda, Galileo Galilei tarafından keşfedilmiştir.

 

[4] Çevirmenin notu :Dışavurumcu Sanat Terapisi  felsefesindeki en temel kavramlarından biridir. Yaratıcı yanıt verme kapasitemiz olan POIESIS ile bağlantılıdır. Poiesis, Yunanca kökenli olan yapma, şekile verme kelimelerinden türemiştir. Bizler dünyaya önceden adapte olmuş bir biçimde gelmeyiz, çevremize  ihtyaçlarımız doğrultusunda yeri geldiğinde şekil  veririrz.

 

[5] Çevirmenin notu Burada daha seküler bir çeviriye yer verilmiştir. Ancak “communion » daha ziyade Hristiyanlıktaki İsa’nin kanı ve bedeniyle ruhsal olarak birleşmeyi sembolize eden ekmek ve şarap  ritüeline dair bir gönderme vardır.

 

[6] Çevirmenin Notu : Paolo Knill’in geliştirdiği, bir seansın mimarisindeki ilk aşamadır. Sözel olarak öykünün alındığı, hangi konular hakkında zorluk yaşadığını kişi paylaşır.

[7] Çevirmenin notu Sinnspiel” “sense-play”- kelime ve resimlerle anlam yaratmak.